Çamurdaki sarı botlarım

Ayaklarım birden bire yumuşak ve keyfi bir boşluğa çekildi. Kafamı eğdim, nerede olduğuma baktım. Bir çamur yığınına bulanmıştım. Daha doğrusu, sarı plastik botlarımdı çamura saplanan. Koyu kahverenginin sarıya nasıl da güzel karıştığına bakakaldım bir süre.

Sırf renkler mi mevzu? Değil elbet, aklımdan binlerce soru geçiyor. Yok hayır, bu bataklık da değil, koyu kahve ve ona karışan sarı botlarım sadece. İçinden sesler geliyor. Sorsanız hiç biri hiç bir şey yapmamış, kimse suçlu değil, kimse haberdar değil.

Neyse, o sesler değil benim derdim, benim derdim sarı botlarım. Ayağımı kımıldattığımda ayağım bottan çıkacakmış gibi duruyor. Ayaklarımı çekip çıkarsam, ne harika olurdu. Beyaz çoraplarım çamura çok yakışırdı. Belki de çoraplarım siyahtı, çamura nasıl bulandığını göstermezdi bile.

Ama benim esas sormak istediğim şu, bu çamuru buraya kim koydu?

Veya neden o gün havada hiç bulut yoktu?

Dalgın yüzler, derin gözler, saçlarımın topuzu…

Ben neredeydim ve neden bu adam kahverengi?

Üstüme sinen bu koku bir ara geçer mi?

Evla / Döşemealtı

Yorum bırakın